İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.081.957 ▲ %0,53
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Dışarıdan içeriye mektuplar: Çiğdem'ler var oldukça, kötülük kazanamaz…

İnsan inanamıyor, suçsuzluğun verdiği özgüven ve haklılıktan gelen samimiyet bu kadar mı güzel yansıtılır satırlara? Kitapta senin o iyi bildiğim inci dizisi gibi el yazını göremiyoruz elbette. Fakat neşeli gülüşünü adeta duyuyor, sıcacık yüreğinin atışını hissediyoruz. Çünkü seni seviyoruz.

Bülent AYDIN - Hrant'ın Arkadaşlarından

Sevgili Çiğdem, 

Günaydın kardeşim, nasılsın? Gün doğumunda yazmaya başladım sana bu mektubu. İstanbul'un sabahlarını bilirsin, hapishanesinde bile güzeldir. Martılar başladı önce damdan dama atışmaya. Turuncudan, sarıya sonra da maviye doğru yükselen bir aydınlık gösterdi kendini yavaştan. Henüz şehrin çılgın koşuşturmasının gürültüsü yok. İnsanın içinde bir kıymık kalmışsa önceki akşamdan uyuyamaz ya işte öyle bir saatteyim. Çünkü seni düşünüyorum. 

"Ne anlatayım ben sana?" denir ya hani, söylenecek çok şey vardır da boğazın düğümlenir ve "iyilik, sağlık" dersin ancak; dışarıda yine öyle bir durum var. Muhtemelen sen bizden daha iyi izliyor ve zaten hepimizden çok da okuyorsun. Birazdan açar haberlere bakarım. "Acaba bugün ne fenalık olmuş?" diye. İyisi mi bunları bir yana bırakıp, senin kitaptan başlayayım ben söze. 

"Tuhaf, Saçma, Neyse - İçeriden Dışarıya Bakmak", içinden bir türlü çıkamadığımız karabasanı en iyi anlatan kitaplardan biri olmuş. İçeriden dışarıya bir ayna tutmuşsun. Eline sağlık. Arada duvarlar varken kolay değil böyle özenli bir kitap yapmak, emek verenler de sağ olsun. 

Keşke rüya olsaydı yaşadıkların ve yazdıkların ama hepsi gerçek ve sürüyor. O yüzden benim için şimdiden yılın kitabıdır. Dilerim yılların kitabı olmasın, barışa, demokrasiye, dayanışmaya ve senin güzel gülüşüne sarılmaya hasretimiz bir an önce bitsin. Çiğdem'ler bir an önce özgürlüğüne kavuşsun. 

***

Bir kaleydeskop gibi geldi bana bu kitap. Çocukken hiç oynadın mı bilmiyorum. Belki 'Beyaz Adam' kitapçısından, Yalçın abi veya Hrant Dink'ten almışsındır: çok sade bir oyuncaktır ama içinde bambaşka bir dünyadan ışıltılar görürsün. Renklere dalar, hayal kurarsın. Senin kitap da öyle geldi bana. Üstelik tümü dört duvar arasında ve yasak renklerle dolu bir hapishane hücresinde yazılmış bu yazıların. Günübirlik yazılmış gibi görünen her bir mektubun çok derin. Bir ucu içeride ama bir ucu uçsuz bucaksız özgürlüğe açılıyor. Asla mahkûm olmamış yazılar bunlar. 

İnsan inanamıyor, suçsuzluğun verdiği özgüven ve haklılıktan gelen samimiyet bu kadar mı güzel yansıtılır satırlara? Kitapta senin o iyi bildiğim inci dizisi gibi el yazını göremiyoruz elbette. Fakat neşeli gülüşünü adeta duyuyor, sıcacık yüreğinin atışını hissediyoruz. Çünkü seni seviyoruz. 

Bir süredir her gün, senin deyiminle "tuhaf" dediğim şeyler duyuyor ve görüyoruz. Biraz daha bakınca "saçma" olduğuna kanaat getiriyoruz. Bir kısmına artık alıştık ama "neyse" diyemediğimiz şeyler de var tabii. Senin dört yıldır orada olman gibi mesela… Çünkü seni çok özlüyoruz. 

Sadece bu üç kelime değil, yaşadığımız "paşa gönlüm" dönemini simgeleyen çok söz takıldı kulaklarımıza senin yazdıklarından bilesin. Kulaklarını çınlatıyoruz burada durmadan. 

İçeriden dışarıya bir güzel selam oldu bu kitap. 18 Eylül'de kitapçı raflarına çıktığında, tam 4 yıl, 4 ay ve 17 gündür senin elini tutamamış ve sesini duyamamıştık. Sözlerine sarılmış gibi olduk. Biliyorum sen orada gün saymayı sevmiyorsun ama biz burada sayıyoruz. Sen kitabında hep başkalarının derdini öne almışsın ki doğrusu da odur. Fakat biz burada en çok acıdığı yerden başlayarak özlüyoruz haksız, hukuksuz cezaevlerinde tutulan bütün arkadaşlarımızı. Hepsine selam olsun. 

***

Ben seni tanıdığım zaman henüz 7-8 yaşlarındaydın. Bir yaz akşamı, 12 Eylül cezaevlerinden yeni çıkan bir grup arkadaş neşeli bir uzun masa etrafında buluşmuştuk. Annen Nadire Mater ile gelmiştin, baban Tayfun Mater henüz cezaevindeydi. Sohbet sürerken, sen babanın eksik olduğu masadan sıkılmış olacaksın ki beni çekip az ilerindeki deniz kıyısına götürdün. Gecenin sonuna kadar oyunlar kurduk yakamozlarla. Şen kahkahalar attık ve o gün arkadaş olduk. 

Lise yıllarında İstiklal Caddesi'nin en renkli kızı olarak rastlardım bazen sana. Üniversite yıllarının son günü bölüm birincisi olarak arkadaşların adına yaptığın konuşmayla ilk kez yaşarttın gözlerimizi. Ama sevgili Murat Utku ile hayatını birleştirdiğin o akşam doyasıya güldürdün hepimizi. 

Sen Cumartesi Meydanları'nda büyüdün, umutlu başlangıçlara katıldın, barış ve adalet isteyenlerle yürüdün. Geçen yıllar boyunca aklınla ve vicdanınla, çalışkanlığınla ve neşenle hep onurlandırdın bizi. Bu kitap da öyle yakıştı sana. Kalemine bereket Çiğdem'cim. Daha çok yaz. 

Sen Bakırköy'de yatarken, oradan her geçtiğimizde, arabanın camını açıp bir selam yolluyorduk. Şimdi Silivri'ye ziyarete arada ben getiriyorum anneni ve babanı. Tahmin edersin, hiç durmadan konuşuyoruz yol boyu. Gidişte senin okuduklarından, dönüşte ise yazdıklarından söz ediyoruz. Her ziyaret günü sanki bize de bulaşıyor senin coşkulu neşen. Hatta bazen de Hande Yener'in "Benden Bi'tane Daha Yok" şarkısını çalıp tempo tutuyoruz arabada… 

Dışarıdan eksilen neşemizsin sen Çiğdem ama içeride hiç eksilmeyen umudumuz oldun. Çünkü seninle gurur duyuyoruz. 

Sana iletmem gereken o kadar çok selam var ki buraya sığmaz. O yüzden, herkesin sevgilerini iletiyorum. 

Sevgi demişken, bu 19 Ocak'ta Hrant Dink'i katledilişinin 20. yılında anmaya hazırlanıyoruz. Yine vurulup düştüğü yerde, Agos'un önünde toplanacak, yasımızı tutacak ve adalet talebimizi yineleyeceğiz. Farklı etkinlikler de olacak bu yıl, çünkü 20 yıl geçti cinayetin üzerinden. Hrant Dink vurulduğu zaman doğanlar geliyor şimdi o meydana. Hazırlık toplantılarında hep kulaklarını çınlatıyoruz. 19 Ocak anmalarında, adalet nöbetlerinde çok emeğin var senin. Keşke bu yıl sadece mektubunla değil, fiziken de aramızda olsan. 

Her karşılaştığımızda olduğu gibi, Feridem ile birlikte sımsıkı sarılır, yanaklarından öperiz. 

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…